Kendime Mektuplarımdan

emnm

“Bu duygularca yoğun yazıyı karanlık günlerin aydınlığa bakan şafağında yani o en kara günlerde, içime zerk eyleyen ve her nasılsa kurtulamadığım o nalet yeis hislerinin bertaraf edilmesine yardımcı olmasını dileyerek bir parça olsun bir şeyler yaşıyorsam onları paylaşmak için daktilo ediyorum.”
-Allah be! Cümleyi kest, ateş ediyo, dedi kendi kendine ve ağzını ekşitmesine şehre geldikten kısa bir süre sonra tıpkı evlerini ayıran tek sıra tuğladan duvarın ardındaki dairede oturan üniversitelilerin o rahatsız edici seslerine bir türlü engel olamadığı için alıştığı gibi zamanla alıştığı ve artık onu ilk tattığı gündeki kadar rahatsız etmeyen karbonatlı çayını kahvenin kaba kumaştan yeşil örtüsünün üzerine bıraktı ve yine kendi kendine düşünmeye başladı:
“Okuyan da zannedecek ki şu kitapçılardaki yüzüncü sayısını çıkartan saman kağıdına basılmış içi sütun sütun (hızlı okuma için daha iyi oluyor) yazılarla dolu edebiyat dergilerinde yazıyorum da dergi iki gün sonra haksız nedenlerle kapanacak ve bende çocuklarıma götürdüğüm iki dilim kuru ekmeği götüremeyeceğim. Okuyan da zanneder ki içimdeki sanat güneşinin artık solmaya başladığını zaten bir zamandır fark etmemek için çabaladığım halde çalıştığım gazinoya her zamanki gibi akşam saatlerinde gittiğimde artık orada çalışmadığımı, ekonomik krizin kapıda olduğunu, daha mütevazi yerleri kabul edersem iş de bulabileceğimi, aslında gerçek bir sanatçı olduğumu ancak dinleyici kitlesinin son yıllarda çok değiştiğini, patronun Londra’da okuyan oğlunu düşünmek zorunda olduğunu ve başka çaresinin kalmadığını, hayatın zorluklarla olduğu yeni öğrenmişim. Okuyan da zannedecek ki tam annemin köyde beni suya gönderdiğinde gidip arka bahçedeki samanların üzerine uzanıp hayal ettiğim gibi sarı kırmızılı takımla futbol maçlarına çıkacakken o şerefsiz sürücü onu terk eden sarı saçlı kadınla kavga ettikten sonra muhafazakarlığını bir gecelik unutup dertlerini bastırır diye içmeyi biraz fazla kaçırdığı ve direksiyonun başına geçtiği için kırılan bacaklarıma bakıp hem bıraktığım okullu hem de bir daha futbolcu olamayacağımı düşünüyorum. Okuyan da zanneder ki İstanbul’a gitmek için sattığımız bahçesi mavi duvarlı beyaz kerpiçten evimize yıllar sonra cebimde bu sefer biraz para olduğu için cesaret edebilip şöyle bi önünden geçip ve belki olursa biraz önünde durup bakmak için geri döndüğümde Akyazı İnşaat’ın çevreye verdiği rahatsızlıktan ötürü duyduğu içten üzüntüyü gösteren tabelayı görmüşüm. Okuyan da zanneder ki sabah yine ayazla ağzımdan duman çıkara çıkara alay ederek açmaya gittiğim bıçakçı dükkanım önceki gece kundaklanmıştı da ben kavga eden fillerin ayakları altında ezilmişim gibi hissetmişim. Kimin ne hikayesi varsa onu bulur bu cümle içinde işte. “
Yok! Bu düşüncelerin hiçbiri olmadı. Ama şu oldu: Eğer bir saldırı olursa gerçekten elindeki tüfenkle o saldırgana ateş edip edemeyeceğinden şüpheli bir şekilde gecenin köründe bir metrekarelik demirden kulenin içinde nöbet tutarken zaman hızlı geçsin diye kendince başarılı bir oyun bulmuştu. Oyun şuydu, uydurabileceğin en saçma hikâyeyi uydurmak. Nice insanlar geldi geçti o hikayelerden, nice olaylar. Hiçbir şeyin sınırı olmadan en olmayacak hikâyeyi ciddiyetle bulmaya çalışıyordu. İlk nöbetinde çok başarılı olduğunu görünce her nöbeti olduğunda bunu yapmaya başladı. Ne de olsa tel örgülerin dibinde durup dururken kahkaha atan birini kimse göremezdi ya da aklını kimse okuyamazdı. Özellikle askerliğini bitirdikten sonra zamanı ve mekânı değişen bu oyun yavaş yavaş onu daha çok eğlendirmeye ve eskiden sıkılarak geçirdiği zamanlarını doldurmaya başlamıştı. Bu alışkanlıktan öyle bir keyif almaya başlamıştı ki artık akşam iş çıkışı otobüste oturmuş evine dönerken otobüsteki herkesi kavga ettiriyor, camdan atıyor, otobüsü ele geçirip dünya seyahatine çıkıyor evine uçaktan paraşütle atlayarak dönüyor ama bunları yaparken de ineceği durağı kaçırmamaya çalışıyordu. Akşam yemeğini yedikten sonra da canı isterse kimseye göstermeden o gün olanları ya da sadece o an aklına gelmiş hikayelerini unutmamak için yazıya geçip eğleniyordu. İşte “Kendime Mektuplar” da buna sahne olacak bir yazının giriş paragrafıydı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s